İKİ BAKKALIN TERAZİSİ
1986 yılı idi. Ortaokul müdürü olarak Balıkesir’in bir köyüne tayinim çıkmıştı. Bulunduğum yerdeki görevimden ilişiğimi kestikten sonra on beş günlük meyil müddetim vardı. Bu süre içerisinde bir arkadaşımla birlikte, görev yapacağım köyü önceden görüp tanımak için yola çıkmaya karar verdik. Arkadaşlarımdan birinin babasının Murat 124 marka otomobili vardı. Benzinimizi alıp yola çıktık. Gideceğimiz köy Balıkesir’e yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaydı. Bugün 45 kilometrelik bir yol belki bize çok uzak gelmeyebilir ama o yıllarda köy yollarının büyük bölümü topraktı. Yol boyunca otomobil toz içinde kaldı, biz de epeyce sarsıldık. Buna rağmen merak ve heyecan içerisinde köye vardık.
Köye geldiğimizde doğruca okula gittik. İki arkadaş okulun merdivenlerini çıkıp içeri girdik. Okulda hizmetliden başka kimse yoktu. Bugün sessizliğe bürünmüş olan köy, o yıllarda oldukça kalabalık ve hareketliydi. Hatta nüfusu bakımından o zamanın Balya ilçesindeki kadar insanın yaşadığı söylenebilirdi. Köyün o günkü canlılığı ile bugünkü sessizliği arasındaki farkı düşününce, aradan geçen yılların köyleri nasıl değiştirdiğini daha iyi anlıyorum.
Göreve başlamadan önce yaşayacağım evi de ayarlamam gerekiyordu. Yatak, yorgan, karyola, mutfak eşyaları ve günlük hayatta ihtiyaç duyabileceğim ne varsa hazırlayıp köye götürdüm. Okulun hemen yakınında bir eve yerleşecektim.
Evin kapısından içeri girebilmek için eğilmem gerekiyordu. Odanın içerisinde ayağa kalktığımda başım tavana değiyordu. Köyde başka kiralık ev de yoktu. Zaten köyde görev yapan ilkokul, ortaokul öğretmenleri mevcut evleri kiralamışlardı. Bana da bu küçük ev kalmıştı.
Ev dediğim yer aslında bir oda ve mutfak olarak kullanılan küçük bir bölümden ibaretti. Çok eski, topraktan yapılmış bir bina idi. İki küçük penceresi vardı ve zemini de topraktı. Eve yerleşmeye çalışırken tabandaki bazı delikler dikkatimi çekti. Bunların ne olduğunu sorduğumda bana bunların fare delikleri olduğunu söylediler. Fareler toprağın altından geliyor, evin zeminini delerek dışarıya çıkıyormuş. Açıkçası bunu duyduğumda oldukça tedirgin oldum. Köy hayatının böyle bir tarafıyla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim.
İlk işim köyün bakkalına giderek fare zehiri almak oldu. Zehiri eve getirip odaya koydum. Ben daha ne olduğunu anlamadan ilk geceden itibaren fareler zehirleri yemeye başladı. Ben fare zehrinin kutusunu açmadan bırakıyordum, onlar kutusuyla beraber götürüyorlardı. O günlerde farelerle aramızda ciddi bir mücadele başlamıştı. Bugün düşündüğümde o günlerde yaşadığım bu olay bana oldukça komik ve ilginç geliyor.
Köyde iki bakkal vardı. İkisinden de alışveriş yapıyorduk ve ikisinin de terazisi doğru tartıyordu. Fakat zaman içerisinde bu iki bakkal arasındaki önemli bir farkı fark ettim. Bakkallardan birisi gerçekten düzgün bir esnaftı. Ne satıyorsa doğru tartıyor, müşterisine hakkını veriyor, bozuk malı sağlam diye satmıyordu. Onun için esnaflık sadece para kazanmak değildi. Müşterisine karşı dürüst olmayı bir görev olarak görüyordu.
Diğer bakkal da müşterisini eksik tartmıyordu. O da terazisini doğru kullanıyordu ve sattığı malın karşılığını veriyordu. Ancak zaman içinde anladım ki onun dürüstlüğünün arkasında farklı bir düşünce vardı. Aslında o müşteri kaybetmek istemiyordu. Müşteri memnun kalmazsa diğer bakkala gidebilirdi. Bu nedenle doğru tartıyor, bozuk mal satmamaya dikkat ediyor ve müşterisini elinde tutmaya çalışıyordu.
Aradan yıllar geçti. O köyde yaşadığım günleri bugün hatırladığımda aklıma sadece toprak yollar, Murat 124, küçücük ve eski evim ya da kutusuyla birlikte farelerin yediği zehir gelmiyor. O iki bakkal da geliyor aklıma. Çünkü o yıllarda farkında olmadan insan davranışları konusunda önemli bir ders almışım.
İki bakkalın da terazisi doğruydu fakat doğru davranmalarının sebebi aynı değildi. Biri dürüst olduğu için doğru davranıyordu, diğeri ise müşteri kaybetmemek için. Dışarıdan bakıldığında ikisini birbirinden ayırmak kolay değildi. İkisi de müşterisine eksik mal vermiyor, ikisi de teraziyi doğru kullanıyordu. Fakat insanları birbirinden ayıran yalnızca yaptıkları değildir; yaptıkları şeyi hangi düşünceyle yaptıklarıdır.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o iki bakkalın bana aslında çok önemli bir hayat dersi verdiğini düşünüyorum. İnsan bazen aynı davranışı farklı sebeplerle yapabilir. Bir insan iyilik yaparken karşılık bekleyebilir, başka bir insan ise hiçbir karşılık düşünmeden iyilik yapabilir. Dışarıdan bakıldığında ikisi de aynı şeyi yapıyor gibi görünür. Aradaki farkı ise zaman ortaya çıkarır.
Birisi doğru tartmayı esnaflığın gereği olarak görüyordu, diğeri ise müşteri kaybetmemek için doğru tartıyordu. Benim için asıl unutulmaz olan da buydu.
Aradan kırk yıla yakın zaman geçti. Bugün o günleri düşündüğümde, insanın hayat boyunca karşılaştığı insanların da o iki bakkala benzediğini düşünüyorum. Kimi insanlar doğruyu doğru olduğu için yapar, kimi insanlar ise işine geldiği için doğru davranır. İlk bakışta ikisini birbirinden ayırmak mümkün olmayabilir. Ancak zaman geçtikçe insanın gerçek niyeti mutlaka ortaya çıkar.
-
| # | Takım | O | G | B | M | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 7 | 5 | 1 | 1 | +5 | 16 | |
| 2 | 7 | 5 | 0 | 2 | +8 | 15 | |
| 3 | 7 | 4 | 2 | 1 | +8 | 14 | |
| 4 | 7 | 4 | 1 | 2 | +13 | 13 | |
| 5 | 7 | 4 | 1 | 2 | +11 | 13 | |
| 6 | 7 | 3 | 3 | 1 | +2 | 12 | |
| 6 | 7 | 4 | 0 | 3 | +2 | 12 | |
| 8 | 7 | 3 | 1 | 3 | +4 | 10 | |
| 9 | 7 | 2 | 4 | 1 | 0 | 10 | |
| 10 | 7 | 3 | 1 | 3 | -2 | 10 | |
| 11 | 7 | 2 | 2 | 3 | -1 | 8 | |
| 12 | 7 | 2 | 2 | 3 | -3 | 8 | |
| 13 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 14 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 15 | 7 | 1 | 3 | 3 | 0 | 6 | |
| 16 | 7 | 1 | 2 | 4 | -4 | 5 | |
| 17 | 7 | 1 | 1 | 5 | -9 | 4 | |
| 18 | 7 | 1 | 0 | 6 | -18 | 3 |
| İmsak | 05:50 |
| Güneş | 07:12 |
| Öğle | 12:59 |
| İkindi | 16:05 |
| Akşam | 18:35 |
| Yatsı | 19:52 |